|
ZEYNEL A. SEZGÜN KİMDİR?
1965 İstanbul Rumelihisarı doğumluyum. 1980
yılında SUALTI SPORLARI
FEDERASYONU 'nun Caddebostan Balıkadamlar
Kulübünde düzenlediği elemelere
katılarak Bulgar Milli takımına karşı yarışacak
ekipte yer alma hakkını
kazandım ve bu andan itibaren sürekli artan bir
tempoyla bu sporla uğraştım.
Yarışmalara, ilk yıllar Beşiktaş Jimnastik
Kulübünden katıldım .Daha
sonraları Adalar Su Sporları Kulübüne geçtim.
1980'den 1992 ye kadar
katıldığım yarışmalardan bazılarını kısaca
özetlersem 1980 Bulgar milli takımına karşı
yarıştım ve ekip arkadaşlarımla birlikte 2.
olduk. Eylül 1980 'de
Bulgaristan’da yapılan yarışma için İstanbul
karmasında yer alarak
vurabildiğim tek balıkla takımımın 4. olmasına
katkıda bulundum. Sırasıyla ;
1981 Marmara Kupası ferdi 2. (Marmara Ereğlisi)
1981 Türkiye paletli su üstü yarışmaları 100
m.'de 2. ----1000 m'de 2.
1981 Türkiye şampiyonasında 4. (Erdek)
1981 1. Uluslararası Boğaziçi Zıpkınla Balıkavı
Müsabakası takım 3. (İstanbul)
1982 Ege Kupası ferdi 1. ve Türkiye rekoru.
(Bozcaada)
1982 Karadeniz kupası ferdi 2. ( 1. İle aynı
puanla) (Sinop)
1982 Marmara Kupası ferdi 3. (Tuzla)
1982 Türkiye Şampiyonası ferdi 1. (Erdek)
1982 Yılın Sporcusu Şeref Listesi.
1983 Türkiye Şampiyonası Ferdi 3. (Erdek)
1983 İstanbul Kupası ferdi ve takım 1.
1983 Bulgaristan Kupası Takım 1.
1983 Karadeniz Kupası Ferdi 2. (Trabzon-Arsen)
1984 Boğaziçi Kupası Ferdi 1. (İstanbul )
1984 Ege kupası ferdi 7. (Çeşme-Alaçatı)
1984 Ertan Başaran Kupası ferdi 2. (Güzelce)
1985 Ege Kupası Ferdi 3. (Bodrum)
1985 Ertan BAŞARAN Kupası ferdi ve takım 1.
(İstanbul)
1987 Dünya Şampiyonası ferdi 9. (İstanbul)
1990 Boğaziçi Kupası 1.
1990 Karadeniz Kupası ferdi 3.'lük, takım2.
(Sinop)
1990 Ege Kupası ferdi 3. (Bodrum)
1990 Akdeniz Kupası (Mersin) ferdi ve Takım 1.
1990 Marmara Kupası (Erdek) ferdi 1.
1991 Türkiye Şampiyonası (Erdek) ferdi ve takım
1.

Askerlik,üniversite derken yıllar geçti. Bu gün,
kendi dalış merkezimi işletiyorum. Hedefim, bu ülkede ister tüplü dalıcı
olarak ,ister serbest dalıcı, isterse de zıpkınla balık avcısı olarak
sualtını sevdirmek ve kurallara uygun yapılmasına katkıda bulunmak.

SİZCE
ZIPKINLA BALIK AVCILIĞINDA EĞİTİMİN ÖNEMİ NEDİR?
Hayata her şeyin eğitimini alarak başlamadık mı?
Ana okulu, İlkokul, orta, lise, üniversite, eğer başka bir şey öğrenmek
istiyorsak o konuyla ilgili kurslar, araç ehliyet kursu, kaptanlık,
pilot ve daha bir çok şeyi bir eğitim merkezinden öğrenmiyor muyuz? Ama
iş serbest dalış ve zıpkınla balık avı olunca nedense bazı çevre ve
duayen denilen kişiler sağda solda “kursa gerek yok, iki internete
bakarsın bir de kitap okursun işte sana bilgi. Hokus, pokus; zıpkıncı
oldun ..” Deneme yanılmayla öğrenirsin diyorlar. İyi de hepimiz
biliyoruz ki deneme kısmında sorun yok ama bazı yanılmaların da dönüşü
yok..
Kitap okumakla üniversite bitirilseydi prof.
olmuştum. Akademik bilgi eğer tecrübeyle harmanlanıp, eğitsel formatta
sunulursa kıymeti var…Bu güne kadar bu konuda yanlış yapıldı. Yarın da
bu egoistçe yaklaşım sonucunda birilerinin canına zarar gelirse bunun
hesabını kim verecek?
Doğru olan anlayış bu mudur ? Bunu kamu vicdanına
bırakıyorum..
Geçmiş yıllarla
kıyaslandığında balık miktarındaki değişim nedir? Bunun için bir önlem
alınabilir mi?
Geçmişte daha çok balık olduğu doğru . Ne var ki
bazı türlerin yıllar içerisinde ki dağılımı çok farklılık
göstermektedir. Örneğin; eski zıpkıncılar 1970’li yıllarda Karadeniz de
levreğin azaldığını söylerlerdi ve buna sebep olarak da o yıllarda yoğun
bir şekilde yapılan dinamitle avcılığı gösterirlerdi .1980’li yıllarda
askeri cuntayla beraber tekrar canlılık görülmeye başlandı. Askeri cunta
döneminde dinamitle avcılık yapılamadı ve 1990’lı yılların ortasına
kadar gelindi. Sonra yeniden levrek miktarında bir azalma yaşandı ve bu
azalma devam ediyor.. Balıkların üreme miktarları, avlanmaya ve doğal
haraketlere göre artabilir veya azalabilir. Ayrıca balıkların aptal
canlılar olduklarını düşünmek son derece hatalı olur. Onlar da tehdit
algıladıklarında alıştıkları bölgeleri terk edebilirler. Örneğin 1993
kışına kadar Marmara denizin de en ufak sürünün yüzlerce adetle anıldığı
Baltabaş Karagözler, o kışın şubat, mart ayında kırıldı gitti. Onları ne
öldürdü hala bir muamma. On binlercesi yok oldu, kıyılara vurdu, dibe
çöktü, çürüdü gitti. Bu gün özellikle kuzey sahillerinde Baltabaş
Karagözleri mumla arıyoruz. Bazı noktalarda küçük koloniler halinde
görülse de geçmişi görmeyen ve bilmeyenlere bu sayılar çok geliyor.
Karagöz balığının acil korunması gerekiyor. Bu örnekte olduğu gibi
Eşkina da o dönemde kırıldı ama Eşkina kendini toparladı . Diyebilirim
ki taş balığı olarak Kikla’dan sonra en çok vurulan balık Eşkina. 30
Senede bu noktaya geldik Bizler üzerimize düşeni yapmazsak gelecek daha
bir belirsiz. Eğer bu kadar insan neyin yanlış olduğunu göremiyorsa
bence sorunu başka yerde aramalıyız....Ne dersiniz?
Federasyon, zıpkınla balık avcılığına gerekli
desteği veriyor mu?
Sualtı sporları federasyonu zıpkınla balık avı
sporuna başladığım 1980’den beri bu spora hak ettiği değeri hiç bir
zaman vermedi. Bu spor; hep bir şeyleri geçiştirmek ya da bir şeylere
araç olarak kullanıldı. Sporcunun taşıdığı yükümlülükler harfiyen
istenirken federasyon; sporcusuna karşı hiçbir yükümlülüğünü yerine
getirmedi. Başarılı olan sporcularını desteklemek yerine, yarışma
öncesinde sporcusuna, uğrayabileceği maddi manevi zarardan ötürü hiç bir
hak talebinde bulunmayacağına dair kağıt imzalattı. Uluslararası
yarışmaları turistik seyahat olarak gördü ve yurt dışında başarı şansı
olacak ekibi bir araya getirmekten ziyade bölgecilik ve oy hatırına
başarı şansı olmayan kişiler yarışmalara götürüldü. Keyfe keder
inatlaşmalar yüzünden başarılı sporcusunu milli takımdan kesti.. Sonra
da “Başarılı olamıyor diye faturayı sporcusuna kesti…
Şimdilerde zıpkınla balık avı branşı;
federasyonun ana gelirini oluşturan turistik ve eğitsel dalış
merkezlerinin engelleme ve itirazlarıyla, federasyon içindeki bazı
kişilerin bu spora karşı olan hoşnutsuzluğuna ve en önemlisi
federasyonun ekonomik tedbirlerine takılmış durumda…Sonrası mı? Yaşayıp
hep birlikte göreceğiz.
Türkiye de ilk defa
bir av videosu çıkarttınız. Buna neden ihtiyaç duydunuz ve devamı
gelecek mi?

Buraya
dergiye verdiğim yazıyı aynen aktardım…
BİR ÖZLEMİN ARDINDAN...
Denize yıllarımı verdim. Karada vakit geçirmekten
çok denizde olmak, orada vakit geçirmek benim için öncelikli bir yaşam
biçimidir. Deniz, beni her zaman hoş karşılayan bir sevgili yada eş
gibidir...
Yarışmalara hazırlandığım, bunun için gerçekten
çok çaba sarf ettiğim, dolayısıyla denizde daha çok vakit geçirdiğim
zamanlarda öylesine ilginç görüntülerle karşılaşabiliyordum ki hep
bunları belgeleyememenin üzüntüsünü hep yaşadım.
J.B.Esclapes’i, Bulgaristan’da ki uluslararası
Gümüş Anfor yarışmasında tanıdığımda daha çocuk sayılırdım. Atlantik’te
levrek avı cd’sinde oluk oluk akan levrekleri, Dapiran’ın sinaritlerinin
kat ve kat fazlasını ya da Carlos Osarios’un karagöz’lerini etten bir
duvar gibi, Orfoz’ları çimenlerin üzerinde yayılan koyun sürüleri gibi
gördüm. Akya’ların rüzgarın önünde savrulan yapraklar gibi sağımdan,
solumdan, altımdan, üstümden geçişlerini izledim. Yüzlerce eşkinayı
dalından sarkmış öylece salınan mor salkımlar gibi görmenin keyfini çok
yaşadım. Şimdilerde bu görüntüleri daha az görür olsam da çok şükür hala
varlar. Ama daha ne zamana kadar?
Zıpkınla balıkavı üzerine 1980’li yıllarda ilk
yerli amatör çekimlerden birini Aktif Balıkadamlar kulübünden bir
ağabeyimizin, hepimiz gibi bir sualtı aşığının Trabzon’da Rusların
batırdığı kablo gemisi diye anılan batığın içinde yaptığı çekimler
sayesinde izlemiştim. Güdük, takoz gibi Eşkinaları (Mavruşkilleri),
Sivriburun Karagözleri (Şunaları) birbiri ardına vuruyordu. Çekimlerde
Eşkinayı bir karıştan ıskaladığında ne matrak geçmiştik... Binbir
güçlükle oluşturabildiği teknoloji sayesinde bunu yapabilmişti. Şimdiki
gibi, bizlerin kolaylıkla ulaşabildiği ucuz ya da pahalı sistemleri
alabileceği bir mağaza yoktu o yıllarda. Kamera hariç su geçirmez kap
tamamen el yapımıydı. Aslında bir çok şey o yıllarda öyleydi ve kıymeti
vardı. İnsanlar malzemelerine çok zor sahip olur ve bu malzemelere gözü
gibi bakardı. Daldığı meralara, evindeki akvaryuma gösterdiği itinayı
gösterirdi. Şimdi ise ne malzemenin, ne insanın, ne dalınan meranın, ne
vurulan balığın ne de başka bir şeyin değeri var. Her şey şov amaçlı...
Bunları değersizleştirmeye çalışanların hayat okulundan bir şekilde ders
alacaklarını biliyorum. Umarım bu dersten kendilerine bir pay
çıkarabilirler.
Yıllar böyle geçti. 1980’li yılların sonuna doğru
zıpkınla balık avı sektörü tüm dünyada tüplü dalış ve çevreci akımlar
nedeniyle kan kaybetti. 1990’lı yıllarda Avrupa’da da zıpkın sektörü kan
kaydetmişti. Firmalar ortalığı kızıştırmak için video kasetler çekip
piyasaya sürmüşlerdi. Etkilide oldular ama asıl etki bilgisayar
teknolojisinin yaygınlaşmasıyla oldu. Türkiye’de de bilgisayarların önce
iş yerlerine sonrada evlere girmesiyle cd ve dvd teknolojisi yayılırken
video sistemi bu yeni teknolojiye yenildi. O yıllarda da bu videoları
izlerken adamlara hayranlık duyar ’’vay canına herifler ne biçim
avlanıyor’’ gibi yorumlar yapardık. Biz de bir laf vardır ’’komşunun
tavuğu, komşuya kaz görünür derler’’ insan düşünmeden edemiyor. Bizim ne
eksiğimiz vardı ki? O yıllar da belki malzemede evet ama kesinlikle
avlanılan balıklarda ve çeşitlilikte onlardan aşağıya kalmıyorduk. Bu
durum o gün de böyleydi bu günde. Hatta bu gün malzeme sıkıntısı da
aşılmış durumda ve bunu iyi kullanabilen arkadaşların çok kaliteli ve
estetik avlar yapabildiklerini görüyor, biliyorum. Sadece kimse bizi
çekmedi, çekemedi. İmkan olmadı. Zannettik ki denizler hep böyle
gidecek. Video kasetler yerine şimdilerde vcd ve dvd’leri oturup
izleyince insan gaza geliyor ve kendi gerçeğimizi unutuveriyoruz.
Türkiye’de hiç yapılmayan bir şeydi... Birini avlanırken izleme imkanı
bulamayanların, avlananları izlemekten, avlanılanları görmekten aldığı
keyifti bunu sağlayan. Sonuç olarak bunları görüp artık bir şeyler
yapmam gerektiğini düşündüm. Arkadaşlarımın teşvikiyle de sualtı
çekimleri yapmaya başladım. İlk zamanlar ortaya çıkan görüntülerin
beğenilip beğenilmeyeceğinden pek emin değildim. Öyle ya! Avrupa da
binbir emekle çekilen ve gerçekden yüksek fiyatlara satılan cd ve dvd
ler ülkemizde, internet ortamında, aleni üç-otuz paraya, haraç mezat
satılıyordu. Bunun sonucunda insanlar etkileniyor aldıkları gazla dalıp
çıkıyorlardı. Bugün aramızda olmayan birçok arkadaşımızın da bu etki
nedeniyle hayatlarını kaybettiklerine inanıyorum. Yabancı vcd ve
dvd’lerde genellikle bu sporda tecrübesinin ve performansının zirvesinde
olan dalıcıların derin ve uzun dip zamanlarıyla yaptıkları dalışları ve
avları izliyoruz. Oysa bu bizim gerçeğimiz değil ki. Bizim sularımızın
büyük bir kısmın da görüş zaten o kadar berrak değil. Özellikle Marmara
ve Karadeniz’de avcılar, balık avından ziyade bulanık suyla mücadele
ederler. Ülkemizde de derin ve uzun dip zamanları yapabilen avcılar
olduğu bir gerçek ama bu çoğunluğun gerçekliğinden oldukça uzak bir
tarzdır....
 
İlk çekimleri yaparken amacım, izleyenleri;
izledikleri yabancı cd’lerdeki gibi gaza getirmeden, av yeteneklerini
bazen sığ, bazen bulanık, bazen de berrak sularda, güvenle, hatta
dalmadan geliştirebileceklerini ve avlanabileceklerini göstermekti.
Kısacası izlerken de bunun mümkün olabileceğini görmelerini istedim. Bu
arada bende öğrendim, yıllar önce Osman ağabeyin eşkinayı bir karıştan
niye kaçırdığını....
Avlanırken çekmek çok başka bir duyguydu.
Olabildiğince uzun süre o anı kaydedebilme arzusu çoğu zaman pozisyonun
kaçmasına neden oluyordu. Tabii ki kamerayla ve ortamla ilgili pek çok
başka teknik sorunlar da vardı. Bütün bunlara rağmen Boat Show Avrasya
fuarındaki tanıtımdan gelen tepkiler ve eleştiriler hep olumlu yöndeydi.
Bu arada eleştiri düzeyini aşan kasıtlı kötüleme ve yorumlar da gelmedi
değil...
Avcılığın temel kurallarını; derin dalış ve çok
nefes tutmak üzerine oturtmaya çalışanların aksine, amacım bu işin
dalmadan dahi yapılabileceğini göstermekti.
Türkiye’de ilk defa profesyonel bir çalışma
yapıldı. Bundan sonra da yapılacağını biliyorum. Hatta inanıyorum ki
zaman içinde tecrübelerimiz sayesinde ortam ve ekipmanların yaratacağı
her türlü teknik sorunu yenerek mükemmel kalitede cd’ler hazırlanacak.
Zıpkınla balık avına katkı sağlayacak her yeni çalışmayı ayakta
alkışlarım. Hatta buradan da bunu yapmaya çalışan arkadaşlar olduğunu
biliyor ve içtenlikle sesleniyorum: Elinizi çabuk tutun ve
denizlerimizde canlılık varken güzel görüntüler izleyelim. Bu sporun
Türkiye’de de çok iyi yapılabildiğini tüm dünya ya gösterelim. Deneme
niteliğindeki ilk çalışmam olan Zıpkınla Balıkavı 1’ den aldığım
tepkiler benim için moral oldu. En kısa sürede Zıpkınla Balıkavı 2’ de
görüşmek üzere.

Yılların avcısı
olarak size duayen denmesini nasıl buluyorsunuz?
Kulağa hoş geliyor ama öncelikle “duayen”
kelimesinin sözlük anlamına bakalım.
“Duayen” :
* Hiyerarsik olarak üstte olan, diplomat demektir
ama halk arasinda kompetan manasinda da kullanılır.
* Fransizcadan Türkceye geçmis kelimeler arasinda
yerini almis, belki de en zor söylenen kelime. universite dekani
anlamındadır, herşeyi bilen usta insan için kullanilir.
* Belli bir işte çok usta çok yetenekli çok da
tecrübeli olan kimse..
* Ununu elemiş, herhangi bir işte uzmanlaşmış,
bilgiyi yaşamış, canlı hale getirmiş.
Bu ülke de hali hazırda yaşayan en eski aktif
zıpkıncılardan biriyim. 12 Sene ulusal ve uluslar arası yarışmalara
katıldım. Gerçekten çok şey öğrendim, hala da öğrenmeye devam ediyorum.
Ama daha unumu elemedim…Tanıyan ve tanımayan dostlarım bu şekilde ifade
ediyorlarsa da bu onların takdiri.....Kendilerine bu yakıştırmaları için
teşekkür ederim…
İyi avcının tanımı
sizce nedir?
İyi avcı diye bir tanımlama yapmak ne kadar doğru
bilemiyorum…Bu tanımlamayı yapmak yerine şöyle demeyi tercih ederim.
Dalabildiği derinlikte, yetenekleri dahilinde elinden geldiğince temel
av kurallarını uygulayarak avlanmaya çalışan kişiye avcı derim… İyi avcı
tanımlaması için; şu kadar derine dalabilen bu kadar iri balık vurabilen
iyi avcıdır şeklindeki tanımlamayı da doğru bulmuyorum. Bu tanımlama
insanların beğenisinde oluşmalıdır. Aksi bir davranış diğer zıpkıncılara
saygısızlıktır. Kimin, ne kadar iyi avcı olduğuna insanlar karar
vermelidir…Kişinin kendisi değil.
İleriye dönük hedefleriniz var mı? Bunlardan
bahseder misiniz?
Bir şeye fayda sağlamak demek ona katkıda
bulunmak demektir. Bu sektörde yıllardır uğraş veriyorum. Sporcu ve
şimdi de esnaf olarak. Üreterek, ithal ederek, eğiterek elimden geleni
yapıyorum…Bu konuda desteğini esirgemeyen eşime ve dostlarıma sonsuz
teşekkürler…
Bu spora başladığım zamanlarda çok yokluk çektim.
Bu sporu kıt kanaat yapmaya çalışan çok kişi var ve bir çok ürünün
fiyatının aşağıya çekilmesine katkı sağlamamız sonucunda insanlar
malzeme alabilir hale geldiler.. Bizim 20 sene önce ulaşamadığımız
malzemelere ulaşabilmek şimdi çok daha kolay oldu. Bu nedenle sporcu
yetiştirmek ve desteklemek amacıyla kendi derneğimiz olan Boğaziçi
Dalıcılar Birliğini kurduk. Bir su ülkesinde yaşayan insanlarımıza
denizi sevdirmek ve denize sahip çıkmalarını, onu çöplük gibi
kullanmamalarını sağlayacak çalışmalar yapmak gibi hedeflerim var.
Sualtı avcısı arkadaşlara bir mesajınız
var mı?
Değerli dalıcılar; her şeyden önce kişisel
güvenliğiniz ve varsa ( yoksa mutlaka edinin) arkadaş güvenliğiniz önce
gelmelidir. Bunun için ne gerekiyorsa yapmalısınız. Avcı yanımız bazen
bizi egoistçe davranma noktasına getirebilir. Bu da arkadaşlıkların
kopmasına neden olabilir.
Felsefeniz;”Dalmak, balık vurmak bahane,
arkadaşlık, dostluk, sohbet şahane” olsun…
Gençlik, şöhret, vurulan balıklar gider, geriye
kalandır bizi birbirimize bağlayan.
O da dostluk, arkadaşlıktır..
dost kalın…

Zeynel Abidin SEZGÜN
AIDA serbest dalış eğitmeni
Zıpkınla balık avı eğitmeni
CMAS 2 ** scuba eğitmeni
PADI Resque (kurtarma) dalgıcı
PADI DIVE MASTER
TSSF Rehber balıkadam
|